< >
Rafet Tunçkılıç
09/09/2020
 Rafet Tunçkılıç
Anatomi Dersine Gerçek Katkı

                 Anatomi Dersine Gerçek Katkı

 

 

             Çerkes Hamallı köylüsü olan kardeşim Dilaver ve ben Ankara’nın Kırıkkale İlçesinde ilkokul yıllarımızdaki okula uyum sağlamadaki davranışlarımız nasıldı? Sorusuna cevaben Dilaver’in ve benim hafızamda yer edenleri yazdım.

 

 

      Kırıkkale’de geçen ilk yıllarımızda akrabalarımızla görüştüğümüzden anadilimizi unutmadık. Kafkas Caddesi üzerindeki İsmet Aydınlı İlkokulu yakınımızdaydı. Ben 7, kardeşim ise 5,5 yaşındaydı. Okuldakilerin zorbalıklarına karşı yalnızdık. O nedenle annem Tohtur’la beni aynı anda okula yazdırmak istedi. Kayıtçı Tohtur’u fazla küçük bulduğu için kaydetmek istemedi.

 

 

           Annem de bizi “çığır tzıneze kaufe, cçaler tzıquze ağase (ağaç yaşken eğilir, insan küçükken eğitilir)” deyip müdür beyin huzuruna çıkardı. Gerekçesini anlattı.  O da çok basit ve kısa sorular sordu. “Senin adın ne?” “Dilaver (Tohtur dememesi bizi şaşırttı).” Dedi. Sonra da “ Hanginiz daha iyi okuyacak? Sorusuna kardeşim “ben” deyiverdi. Kayıtlarımız tamamdı. Annem de “tzıfır çanıme blanem fed. Değu ar.( insan ataksa geyik gibidir, iyidir)” sözüyle memnuniyetini dile getirdi.

 

 

          İlk zamanlar Tohtur (Dilaver)’la benim saçlarımız ve kaşlarımız sarı, kafalarımız genelde kabaktı. Kardeşten daha çok arkadaş gibiydik. Hiç ayrılmazdık. Bu özelliğimiz okulda ikimizi diğer öğrencilerden ilk bakışta ayıran bir özellikti. Yakalarımız plastik beyaz, önlüklerimiz siyahtı. Ayaklarımızda naylon ayakkabı, kışlık çingen kadife pantolon vardı. Bir pantolonda kışlığın ve yazlığın farklı kumaştan olduğunu bilmiyorduk. Tasarruf için tek çantamız, iki defterimiz, iki kalemimiz vardı. Çantayı “büyüğüm” diye genelde ben taşıyordum.

 

 

          Biz dördüncü sınıfa geldiğimizde uyum sağladık. Kendimizi rahatlıkla zorbalardan koruyabilmekteydik. Sınıfta bazen başkasının duymasında sakınca olduğunu düşündüğümüz konularda kardeşimle kanal değiştirip Çerkesçe konuşmaktaydık. Ana dilimiz bizi epeyce rahatlatmaktaydı.  Ama yeni öğretmenimiz Gülümser Gökalp’in ders konuları da ağırlaştı. Öğretmenimiz ne akar ne kokardı. İlkbahar geldi. Doğa canlandı. Biz de kendimizi sıkça doğanın kucağına atmaktaydık.  

 

 

            Fen Bilgisi Dersi enteresanlaşmaya başladı. Hocamız derste kâh kurbağalar, yılanlar ve vahşi hayvanları kâh bitkileri ve özelliklerini anlatıyordu. Sınıftan bazı kız öğrenciler kurbağaları da kaplumbağaları da görmediklerini iddia ettiler. Tüm bu hayvanlarla açık arazide arkadaş olmuş olan kardeşim ve bana bilmeme konusu pek inandırıcı gelmedi. Ama kızlara en azından kaplumbağayı yakından tanıtmak istedik. Kimsenin bilgisi olmadan kaplumbağa bulmak için evden biraz uzaklaştık. Ne kadar uzaklaşsak da evimizi görmekteydik. Küçük bir kaplumbağa yavrusu bulduk. Onu getirdik, gece besledik. Gündüz oldu. Öğleden sonra okula götürdük. Yazık neye uğradığını bilemedi garibim.

 

 

           Sınıfta öğretmenimiz hiç dokunmadan kaplumbağa yavrusunu tekrar göstererek anlattı. Baştan kafasını içine saklayan yavru zamanla alıştı, kafasını çıkardı. Herkesin merakını giderdi. Aslında bu kızların da bildiği tosbağa idi. Neyse hocamız yavruyu aldığımız yerde serbest bırakmamızı istedi. Bizde öyle yaptık. Sınıfımızdaki bazı öğrenciler “siğil yapar” korkusuyla yavruya dokunmadı. Ama biz yine de öğrenime katkı sağladığımız için mutluyduk. Ortaokulda 1979 yılında Elişi dersinde “bir kalıp sabundan bir nesne yapmamız istendiğinde büyük bir zevkle ve tam benzeterek gördüğümüz kaplumbağa yavrusunun heykelciği”ni sevgiyle yapacaktık. Sınıfın yine hayranlığını kazanacaktık.

 

 

           Günler geçti.  Öğretmenimiz Fen Bilgisi dersinde bu defa da ilk defa duyduğumuz insan anatomisini anlattı. İskeleti “bu gördüğünüz kafatası, içinde beyin var. Burası köprücük kemiği,. ve diğer iç organlara benzeyen kalıplar üzerinden göstererek “bakın bu kalbimiz, bu karaciğer, bu dalak v.s.” diyerek tanıttı. Çok ilginçti. Koşup oynuyorduk. Esas iş gören kas sistemimizdi. Ama iskelet olmazsa kaslar hiçbir işe yaramamaktaydı. Hocamız öyle demişti. Okul çok yararlıydı. İyi ki gelmiştik. Bak ne müthiş bilgiler öğrenmekteydik. Ama açıkçası ilk defa gördüğümüz sahte iskeletten korkmak ya da korkmamak arasında gittik - geldik. Ürperticiydi.

 

 

            Ertesi günü Kanuni Bulvarında yerleşmiş bulunan Zibdet halamlara gittik. Orada okul kıyafetlerimizi giyip doğruca birkaç arkadaşımızla birlikte okul yolunu tuttuk. O da ne, Ankara-Samsun Karayolu’nu genişletme çalışmaları yapılmaktaydı. Tahsin Yazıcı Caddesinin bitimindeki mahalde 2-3 metrelik tepeyi 75 derece açıyla dümdüz tıraşlayan greyder işini bitirmişti. Ortalıkta yoktu ama yaptığı iş tam da tırmanmak için idealdi. Dağcılık oyunu için alan çok cazipti. Yandan tepeye doğru kaygan duvara benzeyen hafif nemli helva kıvamındaki toprakta koşmak, yerden bir topak alıp kartopu gibi kardeşine/arkadaşına atmak çok zevkliydi. Az nemli topak çarptığında dağılmaktaydı.

 

 

          Üstten yaklaşık 2 metre alttaki minik bir çukura basan kardeşim ayağını top gibi yuvarlak bir cismin içinde buldu. Ne mene bir şeydi bu? Aşağı yuvarladı. Top kadardı ama kemikten top olmazdı. Ayakla çevirince bunun bir kafatası olduğunu anladım. Ben de oyun arkadaşlarımız da gözü kara olan kardeşim de oval kemikten hiç korkmadık.

 

 

            Dün öğretmenimizin bize anlattığı insan iskeleti, kafatasını hatırladık. O kaplumbağa götürmemize kızmamıştı. Bunu da “öğrenci arkadaşlarımıza gösterelim. İskeletin bir parçası olan kafatasının gerçeğinin nasıl olduğunu görsünler” fikriyle yerde bulduğumuz bir çimento torbası kâğıdına sardık. Arkadaşlar da bizimle aynı fikirdeydi. Yolda birinin coşkuyla ortaya sorduğu “Hangi tastan su içilmez?” sorusunu bilmek hiçte zor değildi. Cevap elimizdeydi; kafatası. Birlikte okula götürdük. Sonra da doğruca öğretmen masasına koyduk. Niyetimiz bozuk değildi, öğretmenimize derste yardımcı olmak ve anatomi dersine gerçek bir katkı sağlamaktı.

 

 

           O da sınıfa girdiğinde Nuh Nebi’den kalma kuru kafayı masasında görünce doğal olarak ilk anda biraz ürperdi. Ama nutku tutulmadı. Biz de o anda eğitime destek çalışmalarımızın abartıya kaçtığını anladık. Biraz sessizlikten sonra sordu “Ay bu ne? Çocuklar, kim getirdi bunu masama koydu?”. Ben de “öğretmenim dün iskelet konusunu işlemiştik. Arkadaşlarla kafatası bulduk. Ders gerçekçi olsun diye aslını getirdik" şeklinde açıkladım. O da çok kısa olarak göz, kulak yerini, ağzını ve beynini uzaktan gösterdi. Bunları da dokunmadan yaptı.  Aldığım yere tekrar koymamı ve toprakla kapatmamı tembihledi. Öğretmenime kafa tutacak değildim elbette. Ben tekrar kafatasını aldım. Çimento torbası kâğıdına sardım. Okul çantamızın yanına getirip koydum.

 

 

             Ders bitiş zili çaldı. Hızla yola koyulduk. Yolda hiç kimse “Tomi’nin annesi kimdir? Anatomi” gibi espriler yapmadan soluğu kafatasını bulduğumuz yerde aldık. Greyder yaklaşık 2 metre daha içeri girmişti. Tepeyi törpülemişti. Hep saygılı davrandığımız kafatasının yerini tahminen bulduk. Ne çare ki mezar yeri dağılmıştı. Kâğıt torba içindekini çıkarıp oraya, gömdük. Peki, neden böyle davranmıştım?

 

 

             Bir öğrenci olarak asli işimizin okumak olduğunu kavramıştım. Bunu kendim için bir savaştaymışım gibi kabul etmiştim. Bir atasözümüz “zawo wu uhame wuiah xeş ıh.(savaştaysan üstüne düşeni yap.” demekteydi. Bunu abartarak rastgele bulduğumuz bir gerçek kafatasını arkadaşlarla birlikte sınıftaki öğretmen masasına korkmadan koyabileceğimizi ben de bilmiyordum

 

 

           Sonuçta: biz ilkokul beşinci sınıfta iken ailece Ankara’ya taşındık. İlkokul diplomamızı Gazi Mahallesindeki Emniyetçiler İlkokulundan aldıysak da Kırıkkale’deki eski okulumuzdaki eğitimimizde yaşadığımız ilginç olaylar, bizi ileride karşılaşacağımız zorluklara karşı koyabilmemiz için yoğurdu. Olgunlaştırdı. Şimdi geldik nereden nereye. Üzerimizde emeği olan aile büyüklerimize, tüm öğretmenlerimize, arkadaşlarımıza şükran ve saygılarımı sunuyorum.  

 




Bu Yazı 301 kere okundu..


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları ve kanuni sorumluluğu Yazarına aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.


Bu yazıya ait yorum bulunmamaktadır.

    Yorum Ekle

    Ay Haber::: Türkiye nin Net Habercisi | Anket ANKET KÖŞESİ

    İşlem yapılıyor.....

    Bugün içinde en çok okunan haberler

    VIP ARAÇ KİRALAMA

    Namaz Vakti