< >
Rafet Tunçkılıç
28/10/2019
 Rafet Tunçkılıç
AT SEVGİSİ ÜZERİNE

 


        Çorum ili Sungurlu İlçesi Gökçeköy (Çerkes Hamallı) köyünde at sevgisine dair öğrendiklerim bana ilginç geldi. Paylaşmam gerekir diye düşündüm. Kaynaklarım ve mülakat yaptığım kişiler şunlardı:

        Dzıbe Osman Tunçkılıç, Mehoş Hajemıko İsmail Dumbay, Dzıbe Hayrullah Tunçkılıç idi. İlkini Osman anlattı.

-        Köyümüzde at sevgisi olmayan aile yoktu. Mesela dedem Tharkoho Muharbiy iyi eğitilmiş güzel huylu at düşkünüydü. Genelde tay iken aldığı atı eğitip öyle bindi. Görünüşünü beğenmediği ata hiç binmedi. Daima bindiği at yaşlandığında veya öldüğünde daha gencini aldı. Atsız hiç kalmadı.

-         Gençliğinde Aydın ilinin bir kenar mahallesi haline gelen Şevketiye Köyünde rahat at binemeyeceği ve at eğitemeyeceğine kanaat getirdi. Çok ani bir kararla rahat at bakabileceği aşırı sıcak olmayan bir yer aradı. Önce Mersin’e gitti. Oradan da buraya geldi. Yerleşti. Amacına ulaştı. Atları eğitirken harekete geçme konusunda "gur mıçewu şır çerep" yani "kalp koşmadan at koşmaz" derdi.

-         Yaşlandığında da yetmişli yıllarda komşular öküz veya at yerine tarlalarını artık traktörle sürmeye başladığında dayım Niyazi ve Mehmet atı satıp üstüne bir miktar para ekleyip traktör almayı teklif etti. Yaşlı Muharbiy bu öneriyi kabul etmedi. Çocuklarına ahırdaki gencecik atını gösterdi ve teklifi “o at giderse ben de bu evden giderim. Ben ölürsem o zaman satarsınız, istediğinizi yaparsınız” tepkisiyle reddetti.

-         Atı sulamaya, otlatmaya, kendisi bizzat üstüne bindi, götürdü. Tımarını elleriyle yaptı. Yaşlılık nedeniyle rahmetlik oldu. Oldu olmasına ama dayılarım da “babamızın hatırasıdır” deyip onu satmaya kıyamadı. Yalnızca beslediler, bakımını yaptılar. Bir üç yıl daha beslediler. Sonunda Niyazi dayım Çorum hayvan pazarına götürdü, sattı.

            İkincisini Ankara Batıkent’teki komşumuz Hajemıko İsmail Dumbay 2009 yılında aktardı.

-          Köyümüzde üstelik de küçüklüğümde 1950’lilerin başında yaşıtlarımın kendilerine ait birer tane vardı. Babam da “arkadaşlarıma imrenmeyeyim diye” bana da güzel bir tay satın aldı. Onu elimle besledim. Her gün kafasından okşadım, tımar ettim, eğittim ve büyüttüm. İsmi de “Duldul” idi. Ben taktım o ismi. Çok vefakâr, cefakâr bir hayvandı. Kardeşim gibiydi. Nereye gitsem benimle geldi.

-          Babamın işleri yolunda gitmedi. Köydeki kazancımızla geçinemez olduk. O zamanlar da köyden şehre çok göç vardı. Babam karar aldı. Ailesiyle birlikte Sungurlu’ya taşındı. Atımı da Sungurlu Hayvan Pazarında merhametli olduğuna inandığım bir köylüye sattım. Satın alan, onu at arabası işinde kullandı. Aradan dört-beş yıl geçti. Bir arkadaşım yanıma geldi, atımın hayvan pazarında satılmak için getirildiğini söyledi.

-          İnanamadım. İşimden bir saatlik izin aldım. Koştum pazara. Birazcık yaşlandıysa da onu hemen tanıdım, benim atımdı. Üçayağı beyaz, biri siyahtı. Sattığım sahibi de aynı kişiydi. Sahibinden izin aldım. Atıma sarıldım. Atım beni tanıdı. İkimizin de gözyaşları sel oldu. Etraftakilerin beni ayıplamasına aldırmadım, ağladım.

-          Yeni sahibi “Duldul”umu tekrar bana uygun fiyata satmayı teklif etti. Ama şehir yerinde ekonomik gücüm de, onu koyacak bir ahırım da yoktu. Alamadım elbette. Bu an onu son kez gördüğüm andı. Başka da görmedim. İsterdim ki; köyümüzde atım hep harman yerinde otlasın, gözümün önünde dursun. Özgürce Çerkes Hamallı harmanında diğer atlarla koşsun. Yine ailemizin bir üyesi olsun. Ama bu atım için mümkün değildi.

           Üçüncüsünü Dzıbe Hayrullah Tunçkılıç anlattı. Bir gün “ailenin hiç atı olmuş muydu? En son ki atı

 

gördün mü?” sorumu biraz düşündükten sonra eskilere dalarak yere bakıp böyle cevapladı.

-         Evde babamın atı zaten her zaman vardı. Son atımız 1939’lu yıllarda yaşlandığında Büyük oğlu Laluw (İbrahim) ata binebilecek kadar büyüdü. Babam ön ayak paçalarındaki beyazlık biraz daha fazla, arka ayak paçalarındaki beyazlık biraz daha az olan erkek tayı Tharkoho Muharbiy’den satın aldı. Bu tayın alnındaki beyazlık ayna gibiydi. Cinsi de iyiydi. Büyüdüğünde tam da istenen cins at olacaktı. Çünkü onun atları; Çerkes Hamallı köyünün daima en güçlüsü, hızlısı ve güzel görünümlüsü olurdu.

-         Başlangıçta annesiyle ahırda durduysa da zamanla Hicret çavuşun evini de öğrendi. Akşamları da bizim ahıra geliyordu. Tüm ailemiz çok seviyordu tayımızı. İyice serpilmeye de başladı. Köyde Hacı Huseyin’in de beyazı olmayan bir tayı vardı. Bu iki tay iyi anlaşıyorlardı. Birlikte köyün hemen dibindeki Telej bölgesinde göz önünden kaybolmadan otlanıyordu. Zaten köyde de başka tay da yoktu.

-         Bir gün iki tay biraz daha eğlenceli şekilde hoplaya zıplaya oyun oynarken kurtlar sürü halinde saldırdı. Saldırdıkları anda bizimki köye daha uzak tarafta kaldı. Diğeri koşarak köye gelirken bizimkinin ise kurtlar köyle arasına girdi. Tam ters yöne kuzeydeki bağlara doğru Teçe denen yöne sürdü. Çok uzun süre İsipkıran Köyü tarlalarına doğru kovaladılar. Köyden görülemeyecek yere gidinceye kadar saldırmadılar.

-        Koca kurtlar karşısında yeterince bacak kasları gelişmemiş küçük tayımız iyice yorulunca da yatırıp boğazına saldırdılar. Boğup güzelim hayvanı orada yediler. Sonra İsipkıran köyünden gelen bir komşu köylü “Hicret Çavuş’un tayını kurt yedi” diye kötü haberi maalesef duyurdu.

-         Haberi duyduğunda Hicret Çavuş’un yaşlı gözlerinden yaş boşandı. Onu çok seviyordu. Daha bakacaktı, eğitecekti, büyütecekti. İyi ve güçlü bir at olup aileye büyük katkı sağlayacaktı. Köyde her bayram yapılan at yarışlarına katacaktı. Kim bilir birincilikler bile kazanacaktı. Çünkü annesi de babası da çok kalite cinsti. Büyük oğlu bu ata binecek ve aileyi arkadaşları arasında gururla temsil edecekti. Ümitleri yıkıldı.

-         Laluw’un da üzüldüğü kesindi fakat ağladığını gören de olmadı. O güzelim hayvana bir sene daha bakabilsek, o da binilebilecekti. Ailemizde artık bu son üzüntülü olay nedeniyle bir daha tay alma da at besleme hevesi de kalmadı. Ben doğmamıştım o zaman daha ama bu konu hep üzüntüyle aile içinde hüzünle anlatıldı.

          Toplumumuz içinde yaşı kemale ermiş kesim için yukarıda aktardığım “Çerkeslerde at sevgisi” çok yabancı bir kavram değildi. Bunlar yaşandı. Şehirlere taşınmakla, zamanın getirdikleri yeniliklerin bize sağladığı büyük kolaylıklara rağmen zamanla ne gibi güzelliklerin de ellerimizin arasından kaydığını bilmemiz gerekliydi. Yazmaktaki amacım bu idi. Saygı ve sevgilerimle…. 

28.10.2019 Rafet Tunçkılıç

 

 




Bu Yazı 114 kere okundu..


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları ve kanuni sorumluluğu Yazarına aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.


Bu yazıya ait yorum bulunmamaktadır.

    Yorum Ekle

    VIP ARAÇ KİRALAMA

    Ay Haber::: Türkiye nin Net Habercisi | Anket ANKET KÖŞESİ

    İşlem yapılıyor.....

    Bugün içinde en çok okunan haberler

    Namaz Vakti