< >
Rafet Tunçkılıç
14/02/2020
 Rafet Tunçkılıç
İnsanı/komşuyu Sahiplenmek.

 

          Yaklaşık on-oniki yıl önce Çorum’un Sungurlu’ya bağlı köyüm Çerkes Hamallı (Gökçeköy) da idim. Burada Tlışe Yeşar ile çeşitli konularda sohbet ettik.  Kaybettiğimiz güzel geleneklerimizden bahsettik. Birlikte üzüldük. Ben bunların sözde kalırsa bir zaman sonra unutulacağından dolayı yazılması gerektiğini belirttim. O da bana hak verdi.

 

           Hayat, tüm acımasızlığı ile devam etmekteydi. Çeyrek asır öncesi ailenin geçim derdi genelde babanın sorumluluğundaydı. Baba hata yaparsa ailenin hali nice olurdu? Bu, kadını ve çocukları nasıl etkilerdi? Arkadaşım da sorumu “hayat devam ediyor, zor da olsa öyle. Çoğumuzun küçüklüğü gibi benim ailemin de eskiden durumu hiç de parlak değildi. İstersen birinci ağızdan sıkıntıları yaşayan annemden dinle bu durumu.” şeklinde cevapladı.

 

           Köy küçüktü. Evine gittik. Annesi yaşlıydı. Görüşme isteğimizi reddetmedi. Ben de hal hatır sorduktan sonra konuya girdim.

 

-              Annemiz, beni yabancı görme. Seninle konuşmaya geldim. Çocuklar, torunlara örnek olsun diye bunları yazacağım. Eskiden de böyle miydiniz? Yani tarlanız, hayvanlarınız hep az mıydı?

 

-              Yoh, yavrım, bizi herkeş bilir. Biz de herkeşi bilirik. Bizim aile de köydekiler kimi ortalama bir aileydi. Yetecek gader tarle bahçe ve hayvenlerimiz varıdı. Ne zamanki çocuhların babası daha çoğunu kazanmah istedi, o zaman evimizin bereketi gaçtı. Önce İsipkıranlı, İmatlı, bizim koylü gomşu ahbaplardan goyun, dana, geçi gibi hayvanları öndüç (ödünç/borç) paraylan aldı. Çarşıda bazarda tanığı bildiğü esnafa, müşteriye bunnarı veresiye sattı. Müşteriler malın parasını virmediler. Ne gader istediyse de alamadı. Yalançı çıhtılar heri.  Verenler de zamanında pareyi ödemedi, parça pinçik verdi.

 

-              Çocuhların babası da kendisine güvenenlerin parasını geri virmek için babadan miras tarlaları sattı. Komşulara virdi. Zor gücele borcunu gapattı. Alış-verişte dürüstlüğün yeri yoğumuş oğlum. Onu iyi annadı. Avara değilidi. Koydeki herkeş gibi o da tütün gıyma işi yaptı. Bu riskli bir işti. Yassahtı. Jandarma kimin evinde tütün bulsa garakola gotürüp ifadesini aldı. Doğruyu söyletmek için de az biraz hırpaladı. Bizimki de gurtulmadı ellerinden.

 

-              Durumumuzu koyde yaşıyan herkeş eyi biliyordu. Durumu idare etmek için bu sefer koy içine on beş yirmi dene diğnek satmaya başladı. Rahmetlik ölünceye kader de kuçük işlerinen, peşin parayınan aldığı az sayıda hayvanı bazarda sattı. O dallara şekil vermede ustaydı. Kış geldiğinde de bir ay boyunca diğnek yaptı. İlkbahar da sattı. Geçimi sağladı.

 

        Annemizin anlattıkları tamamdı. Ben değnek yapıp satma işine takıldım. Birkaç yıl sonra Ankara Sincan da yaşıtım Şaguc Cevdet’e hiçbir köyde olmayan “değnek ticareti”ni aktardım. Fikrini sordum.

 

  •      Ne diyorsun kardeşim. Biz o değneklerden bir tane satın alabilmek için nasıl sabırsızlanırdık, geceleri uyuyamazdık. Öyle paran varsa değnek satın al durumu da yoktu. Hayalini kurardık. Babamıza yalvarırdık “bize değnek parası versin” diye. Babamız da bizi kırmazdı, verirdi. Baharın gelmesini özellikle beklerdik. Çünkü bahardan önce mallar güdülemezdi. Değnek satıldığını duyduğumuzda sevinirdik. Koşarak gidip aceleyle alırdık. Çok güzeldiler. Niye almayalım ki?

 

  •       Kışın karlar yağdığında değnekleri yapacak amcamız öğleye doğru koruluğa doğru yola çıkardı. Öyle her dalı kesmezdi. Çok özel olanları, en düz ve budağı en az ve de uzun olanını seçerdi. Eve getirip şömine karşısında önce onları soyardı. Varsa eğri yerlerini dizini kullanarak ateşin sıcaklığını da değerlendirip dümdüz yapardı. Sonra da ağaç törpüsü ile uzunca bir uğraştan sonra kuruttuğu bu değnekleri bir güzel törpülerdi. Böylece meşenin tüm damarlarının ve budak yerlerinin güzelliği ortaya çıkardı.

 

       Çok sağlamdı üstelik. Yazın eğer kaybetmezsen o değnek, öküz güderken en iş gören yardımcımız olurdu.  O kadar para vermişiz. Sakınırdık. Çok değerliydi; o el emeği, göz nuru değnek. Biz çocuklar için önemli olan amcanın ne kazanacağı değil, bizim ne kazanacağımızdı?

               

         Ama bizler kaybettik. Babalarımızın hiçbir problem çıkmadan uyguladıkları o güzel değerlerini, geçmişimizi, varlığımızı, yokluğumuzu, paylaşmayı, yardımlaşmayı, karşımızdakini anlamayı kaybettik. El emeğine değer vermeyi, meralarda yaydığımız öküz, inek, at, koyun ve keçilerimizi de kaybettik.

               

          Artık bu saatten sonra bulamayız da. Neler yapabiliriz? Köylerimizde hala gezen büyükbaş, küçükbaş havanlar ile tavuklar var. Onların yumurtaları, sütleri var. Mamıse (Çerkes yemeği) yapmak için özel kavrulmuş mısır unu var. Çerkes peyniri, tereyağı, bal, pekmez, patates v.s. tamamen doğal üretilen ve satılmayı bekleyen çokça ürün var. Bedeli karşılığı satın alın, derim. Çünkü onların büyük endüstriyel tarımsal ya da hayvansal üretimle rekabet ederek onlardan daha ucuza ürünlerini mal edebileceklerine ihtimal vermeyin. Geçmişte büyüklerimiz nasıl ki ihtiyaç var mı yok mu demeden “değnek ustalığı”nı icat etmeyi buldularsa biz de benzeri şekilde düşünmeliyiz. Duyarsız kalmamalıyız.

 

             Selametle, saygıyla… 08.02.2020 Rafet Tunçkılıç

 

 




Bu Yazı 539 kere okundu..


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları ve kanuni sorumluluğu Yazarına aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.


Bu yazıya ait yorum bulunmamaktadır.

    Yorum Ekle

    Ay Haber::: Türkiye nin Net Habercisi | Anket ANKET KÖŞESİ

    İşlem yapılıyor.....

    Bugün içinde en çok okunan haberler

    VIP ARAÇ KİRALAMA

    Namaz Vakti