< >
Rafet Tunçkılıç
12/01/2020
 Rafet Tunçkılıç
Kırsalda Çok Eskiden Misafir Ağırlamak

                            

           Çerkesya Devletinin vatandaşları, kendi topraklarında soykırıma uğradı. Müteakiben Hristiyan Rus Çarlığı Müslüman Çerkesleri Osmanlı İmparatorluğuna sürgün etti. Padişah muhacirin komisyonu kurdu. Çerkesler de boş durmadı, imece usulüyle satılan çiftliklerden tarlalar aldı. Arazinin ezici çoğunluğu padişahın idi. O da bu insanları akrabası kabul ettiği için kendi çiftliklerinden boş olanları tahsis etti ve tapularını da verdi. Gafurlu, Danun, Gökdere ve Çerkes Kadılı ile diğer köyler de böyle idi.

 

     Yeni sakinler de dilini, geleneklerini tam olarak bilemedikleri komşularının yanına yeni bir yaşantıyı başlatmak üzere yerleşti. İlk gelenler çevre köylerde yaşayanlarla dillerini bilmedikleri halde nasıl iletişim kurdu? Farklı kültürlerin karşılaştıklarında yaşadıkları karmaşa nasıl oldu?

 

         İzmir Konak ilçesi Hatay Mahallesinde annemin teyzesi Yayıko Aminet(Emine Örslü)’ yaşamaktaydı. Komşuydu bana. Annemin sıkı tembihi nedeniyle en az birkaç haftada bir, hafta sonu hal hatır sormaya, ziyarete gittim. 1988 yılı idi. Gittiğimde de bu merakımı gidermek için, bir bilen olarak kabul ettiğimden direkt sordum. Yaşlıydı, ama hala aklı başında idi. Gözlerimin içine bakarak esprili bir dille anlattı.

 

-       Ben Sungurlu’nun Gafurlu köyünden, 1946 yılında Çorum merkeze bağlı Gödere Köyüne gelin gittim. Böylece Afeşıj ailesinin yeni üyesi oldum. Çerkesya Devletinin değişik bölgelerinde yaşayan halkıydı. Herkes gibi onlarda ataerkil aile hayatı yaşamaktaydı. Dede, nine ile anne, baba ve çocuklar tek çatı altındaydı.

 

-         Yeni gelin gittiğim yerde bana anlatılanlar senin soruna cevap olabilir. O köylülerin 1880 li senelerde ilk defa yeni komşu köylülerle karşılaşmasında yaşadıkları karışık misafir ağırlama etkinlikleri oldu.

 

-      Arazilerin satın alınmasından hemen sonra Afeşıj ailesinin de katılımıyla birlikte imece usulü yardımlaşarak evlerini hızlıca, özensiz şekilde ağaçtan yaptı. Devlet her aileye bir balta tahsis etti. Önce meşe ağaçlarından parmak kalınlığında olan dalları sepet örgüsü gibi bir örgüyle kendilerine bir avlu yaptı. Yeni yerleşimciler, tuvalet ile evcil hayvanların “kokusu direkt eve gelmesin” diye büyük başlar için ahırın, küçükbaşlar için ağılın, atlar için tavlanın kapısını uzak köşede tuttu. Tavuk kümesi, köpek kulübesi, geniş avluda yerini aldı.

 

-          Grup erkekleri yol yorgunluklarına aldırmadan, büyük meşe kütükleriyle de imece (ş’ıhaf) usulü yardımlaştı. Öncelikle kendi misafirhanelerini (haçeş) yaptı. Sonra karşısında gençlik odası (leğune), yaşlı odası (neneşxu, tetej), mutfak (pşerıhapbe) ve çocuk/genç kız odasını (pşeşe wune) inşa etti. Kiler, samanlık gibi diğer müştemilatları zamanla kendi mahallerinde meşe dallarından ördü.

 

-        Kış geldiğinde her ailenin evi derme çatma da olsa hazırdı. Zamanla sıtmadan, veremden ölmezlerse evlerini kerpiçten yapılacaklardı. Çiçek aşısını zaten küçüklüklerinde vatanlarında olmuşlardı. Çevrede köy halkı da olan biteni meraklı gözlerle uzaktan izledi. İlk defa temasları da şöyle oldu.

 

-           O vakit Yozgat Sarıkaya’ya bağlı yeni kurulan Çerkes Kadılı Köyünden Pşımaf isminde bir genç, ördek, tavşan, keklik gibi av hayvanlarını avlamak için Esenli Köyü tarafına gitti. Tesadüfen kendisi gibi avlanan bir başka genç, Hüseyin’le karşılaştı. Yaşları aynıydı. Tapucu Köyünden yeni edindiği arkadaşıyla birlikte birkaç yabani ördek avladı. Sonra birlikte ateş yakıp avladıklarından birini pişirip karınlarını doyurdular. Genç avcılar az Çerkesçe, daha çok Türkçe ve de yarı Tarzan’ca dil problemlerini çözdü. Hatta Pşımaf yeni arkadaşını evine davet etti. Hüseyin de kabul etti.

 

-      Geldi de. Pşımaf misafirini güler yüzle dış kapıda karşıladı. Yeni yaptıkları misafirhane (haç’eş)’de protokolün en değerli yerinde başköşede oturttu. Şerefine o zaman için ellerindeki en değerli hayvanı olan horozu kesti. Buz gibi havada alışık olmadığı yemeklerden ilk defa sıcacık Çerkes yemeği tavuk etinden şıps ve mısır unundan yapılan mamıseyi yedirdi. Buna komşu köylüler kaçamak demekte idi. Boza ve kefir sundu.

 

-     Yaşıtları olan kızlar ve erkekler misafir için “hoş geldinize”e geldiler. Tarzan’ca hal hatır sordular. Tanrı misafirini gençler hep birlikte ağırlamaya çalıştılar. Geç saatlerde misafir Avcı Hüseyin kalktı. İlgi alakaya teşekkür etti. Kendisi de Pşımaf’ı evine davet etti. Ev sahibiyle ve yeni tanıştığı komşu köylü yaşıtlarıyla vedalaşıp köyüne doğru yola koyuldu. Çerkes Kadılı Köyü çıkışına kadar Pşımaf ona eşlik etti. Uğurladı.

 

-         Gel zaman, git zaman Pşımaf de aynı saatlerde iade-i ziyaret için yeni arkadaşının köyüne gitti. Hüseyin arkadaşını güler yüzle karşıladı. Pşımaf’ın köyünde gördüğü gibi minder ve şiltelerden özel yapılmış başköşeye buyur etti. Köyde zaten bir ziyaret olacağını bekleyen Esenli köylülerinin erkekleri de çok geçmeden gelmeye başladı. Misafir ilk gelene selamlama ve saygı gereği ayağa kalktı. Kendisinden büyük mü küçük mü emin olamadığından başköşede oturmayı teklif etti. Gelen delikanlı hızla kendini başköşeye attı. Davetli misafir de yandaki mindere geçti.

 

-      Hüseyin böyle davranan köylüsüne, kaş göz yapıp “orası misafirin yeri, hemen boşalt heri” dediyse de aldırmayan genç başköşeye yayılarak daha da kuruldu. Odadakiler oturdu. Hoş beş etti. Sonra da yaşça büyük olduğu kesin olan ve bunu gösteren bir kişi daha kapıyı açtı. İçeri girince de Pşımaf yine hızla, saygıyla ayağa kalktı.

 

-    Bu arada herkesi ayakta gören genç, isteksizce başköşedeki yeri yeni gelene bırakmak zorunda kaldı. İkinci gelen de kendisini boşalan başköşeye attı. Bu defa o kuruldu her tarafı yumuşak yastıklı köşeye. Asıl misafir bu yeni gelenle birlikte soldaki ilk minderden de oldu. Kapıya yakın olan boş yan mindere ilerlemek zorunda kaldı.

 

-         Ziyafet varmış diye duyan erkekler gelmeye devam etti. Başköşe, oturan kimseye yar olmadı. Pşımaf misafir için hazırlanan başköşeden iyice uzaklaştı. Zamanla odadakilere biri içeri girdiğinde ayağa kalkmak çok saçma gelmeye başladı. Artık odadakiler misafir kalkmasın da yerinde otursun diye Pşımaf’ın gözünün içine bakmaya başladı. Başladı ama o da kapının arkasındaki en son minderde sıkışarak kendine zar zor bir yer buldu.

 

-         Ev sahibi Hüseyin, öylece gelip oturanları ““Kardeşim, ayıp misafir için yaptığım başköşeye çöreklendin. Kalk. Onların köyünde bana öyle davranmadılar” şeklinde uyarmaya çalışsa da köylüsü oralı bile olmadı. Cevaben “ kendi yer verdi, sen ne karışıyorsun ki” cevabıyla istifini bozmadı. Kendi kendine “bulamaç çorbası, Arabaşı ve horozu hayatınızda hiç mi yemediniz kardeşim” söylendi.

 

-         Horozun kart olması da üstüne tuz biber ekti. Çünkü hayvan “kaynatırım kaynamaz” cinsindendi, eti hala çok sertti, zor pişmekteydi. Bu nedenle ev sahibi yemeği zamanında sunamadı.

 

-        Oda vakit geçtikçe iyiden iyiye ısındı. Isındı derken muhakkak biri gelip üstündeki karla birlikte içerinin havasını soğuttu. Pşımaf ise misafir olarak geldiği evde zamanla başköşeden, itile kakıla kapı arkasına nasıl da sıkıştığını anlayamadı.

 

-        Bunu düşünürken kapı son kez üstüne açıldı. Pşımaf kalkmaması gerektiğini odadakilerin bakışlarından anladı. İstifini bozmadı. Kapı arkasında üstüne açılan kapı onu iyiden iyiye sıkıştırdı. Oda da oturacak yer de kalmadı. Bunun farkına vardı.

-      Kapının üst tarafına baktığında önce avcının tüfek namlusunu gördü. Sonra da bembeyaz karla kaplı şapkası göründü. Beraberinde içeriye biraz kar döküldü. Daha sonra da kopay cinsi av köpeğinin kahverengi yatay burnu, kulakları ve salyalı açık ağzıyla misafir baş başa kaldı. Avcı girmeden önce köpeği içeri kafayı sokmuştu bir kere.

-         Son gelen avcı da “Ziyafet var dediydiler” deyip kapıyı açık tuttu. Odayı iyice soğuttu. Başköşede oturan da oturduğu yerden dolayı bakışlardan rahatsız oldu. Ayağa kalktı. Köşe son bir kez daha boşaldı. Sıkışan Pşımaf artık dayanamadı. Köpeğin kulaklarından tuttu. Boşalmış olan başköşeye fırlattı. Ayağa kalktı. İçeri girene yer verdi.

 

-        Sonra da köpeğe bakarak “Jandter wowiy” (başköşe senin) diye seslendi. Misafire yemek yedirilecek oda da oturulacak tüm minderler, av köpeğinin de başköşeye oturmasıyla doldu. Misafir ayakta kaldı.

 

-      Av arkadaşı, bu durumda kapı dışına doğru bakmasından Pşımaf’ın gitmek istediğini anladı. Hüseyin mahcup bir şekilde “Pişmaf kardeşim, şimdi gitme. Az daha pişsin, horozu getiriyorlar sofraya” diye rica etti. Misafir hızlıca çizmesini ve paltosunu giydi. Hüseyin’e zorlukla “inşallah başka zaman”ı anlattı. Kendisine horoz sofrasında yer kalmadığına kanaat getirdiğinden kararlı bir şekilde odadan ayrıldı.

 

-        Şansı vardı, kar dinmişti. Yol aydınlıktı. Yola koyuldu. Yeni Kadılı’ya geri döndü. Bu durum köylerde ziyaret protokolü hakkında herkesi yeterince bilgi sahibi yaptı.

 

-       Zamanla gelin geldiğim Gören köyünün adı Cumhuriyet Yönetimiyle değişti, Gökdere köyü oldu. Orada duydum bu ilk misafir ağırlama işini. Sonradan karşılıklı davetler devam etti. Hala da devam etmekte, aksaklık da yok. Çok zaman geçti, neler değişti, neler. Aileler modern oldu. Artık yalnızca anne baba ve çocuklar var. Bazı komşu köylüler Çerkesçe öğrendi. Çerkes köylülerinin tamamı Türkçe öğrendi. Tavuk bol, evler sıcacık, güzel. O eski aşırı kar yağışlı kışlar da yok.

 

-    Komşu köylülerle birlikte Osmanlı İmparatorluğu yönetiminin savaşlarla nasıl yıkıldığını, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş zorluklarını hep birlikte göğüsledik. Bu ilk zamanların küçük iletişim zorlukları çoktan unutuldu. Ben bile unutmuştum. 07.01.2020 Dzıbe Rafet Tunçkılıç

 

 

 

 

 

 

 

 

 




Bu Yazı 256 kere okundu..


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları ve kanuni sorumluluğu Yazarına aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.


Bu yazıya ait yorum bulunmamaktadır.

    Yorum Ekle

    Ay Haber::: Türkiye nin Net Habercisi | Anket ANKET KÖŞESİ

    İşlem yapılıyor.....

    Bugün içinde en çok okunan haberler

    VIP ARAÇ KİRALAMA

    Namaz Vakti